|
Administrator
|
| "Bir kişinin ölümü trajedi, bir milyonunki istatistiktir” sözünün sahibi Stalin, Kafkasya’ya yönelik emperyal politikaların ve zorbalıkların, rejimlere ya da sistemlere bağlı olmadığını göstermekte; kolonyalizmi ve katliamı şölen olarak gören bir devletin resmi ideolojisini yansıtmaktadır. Tek bir Fatima'nın anlattıklarını okuyunca gözleri dolan bizler unutmamalıyız ki, daha dün kendisinin yaşadıklarının aynısı, Çeçenya'da 250.000 insanın başına gelmiştir. |
|
 |
|
|
|
Haci-Murat Sabançı
|
| Halkların kendi öz yurtlarından başka yerlere zorla sürgün edilmesi, XX. Yüzyılın en büyük insanlık suçudur, kara lekesidir. SSCB’ye Stalin’in başkanlık yaptığı dönemden önce, SSCB’nin 12 halkı vatana ihanet iddiasıyla zulüm görmüşlerdi. Daha sonda bu halkların sahip oldukları devletler tasfiye edildi. [s.50] Halkların kendi öz yurtlarından başka yerlere zorla sürgün edilmesi, XX. Yüzyılın en büyük insanlık suçudur, kara lekesidir. SSCB’ye Stalin’in başkanlık yaptığı dönemden önce, SSCB’nin 12 halkı vatana ihanet iddiasıyla zulüm görmüşlerdi. Daha sonda bu halkların sahip oldukları devletler tasfiye edildi. 1944 yılının ilkbaharında, II. Dünya Savaşından yeni çıkmış olan Kabardey-Malkar Otonom Cumhuriyeti var gücüyle savaş yaralarını sarmaya çalışıyordu. | |
|
|
Curtubaylanı Hanafi - Sabançılanı Haci Murat
|
| Sabaha karşı Malkar'ın Beştav köyünde evlerin kapılarını soldat (asker) potinleri otomatik tüfek dipçikleri dövmeye başladı. Dağ vadilerimiz, öfkeli soldatlann ser buyruklarıyla doluverdi. Askerler dağlıların evlerine sorgusuz-sualsiz girdiler. Yaşlı-güçsüz çocuk, kadın demeden hepsini evlerinden sürüp çıkardılar. Tümünü askerî kamyonlara yüklediler. Malkar halkını ezelî yurtlarından süpürerek bir saat içinde Nalçik tren istasyonuna yığdılar... 1944 yılının bayramı dağlılara böyle gelmişti. O ana kadar...Ondan önce ve ondan sonra cereyan eden olaylara bir bakalım. | |
|
|
Adilhan Adiloğlu
|
| 1944 yılının ilkbaharında, II. Dünya Savaşından yeni çıkmış olan Kabardey-Malkar Özerk Cumhuriyeti var gücüyle savaş yaralarını sarıyordu. Savaşta büyük yıkımlar yaşayan Malkarlılar hayatlarını yeniden tanzim etmek için canla başla uğraşıyorlardı. Bir gece yarısı, ansızın, yarım saat içinde, öz yurtlarından topyekün sürgün edilebilecekleri hiç birinin aklının ucundan bile geçmiyordu. Halkların kendi öz yurtlarından başka yerlere zorla sürgün edilmesi, en büyük insanlık suçudur. 8 Mart 1944 tarihinde, Kuzey Kafkasya bölgesinde tarihin en büyük insanlık suçlarından biri işlenmiştir. Kanlı diktatör Stalin'in başında bulunduğu Sovyet yönetimi, II. Dünya Savaşı sırasında Almanlarla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle Malkarlıları kendi öz vatanlarından topyekün Orta Asya'ya sürgün etmiştir. | |
|
|
Yılmaz Nevruz
|
| Tarih boyunca büyük devletler ve imparatorluklar arasında paylaşılamayan ve sahibolunmak istenilen bir ülke olan Kafkasya’da meydana gelen savaşların ve diğer mücadelelerin sıkıntısını en çok çekenler ve felaketlere en çok maruz kalanlar kafkaslar [1] yani Kafkas Halkları olmuştur. Özgürlüklerine olan tavizsiz bağlılıkları ise müstevlilerin öfkelerini ve kinlerini daima celbetmiştir. İlkçağ’da Greg devletleri ile İran, Roma ile İran; Ortaçağ’da Bizans ile İran, Göktürkler ve Hunlar ile Bizans, Arablar ile Bizans, Cengizliler tek başlarına, İlhanlılar ile Altınorda birbirleriyle, daha sonra Timurlular ile Altınorda, İran ile Osmanlı Devleti, İran ile Rusya ve Osmanlı Devleti ile Rusya Kafkasya’ya sahib olabilmek için uzun yıllar birbirleriyle kıyasıya savaşmışlar ve ülkeyi sürekli olarak kana bulamışlardır. Bu arada en çok beşeri ve ekonomik kayba uğrayanlar da kafkaslar olmuştur. | |  |
|
|
Hayati Bice
|
18 Mayıs 1944 Kırım Türk-Tatarları'nın binlerce yıllık atayurtlarından henüz şafak sökerken toptan sürgün edildikleri gündür; aynı zamanda o zulüm günü, 2 Kasım 1943 gecesi bütün Karaçay Türkleri'nin anavatanlarından sürgün 'edilmeleri ile başlayan bir sürecin, bir insanlıkdışı zulmün bir halkasıydı. 2. Dünya Savaşı'nda zaferin Ruslar ve müttefikleri lehine gerçekleşeceği anlaşılınca tarihteki en kanlı diktatörlerden biri ve sayıları pek çok olan “Türk Düşmanları” arasında birincisi olan Joseph Stalin, öteden beri "güvenilmez" olarak kabul ettiği Türk halkları Kırım ve Kafkasya'dan sürmek ve böylece Kırım-Kafkasya-Türkiye arasında oluşabilecek "en hayali" yakınlıkları ebediyyen ortadan kaldırmak için aradığı fırsatın eline geçtiğini düşündü. Henüz savaş sonuçlanmadan "düşmanla işbirliği yapmak" gibi ağır bir suçlama ile sırasıyla Kafkasya'daki Karaçaylılar, Malkarlılar, Çeçenler, İnguşlar, Kalmuklar ve Kırım Tatarları bütünüyle öz topraklarından koparılıp Sovyetler Birliği'nin binlerce kilometre ötelerine sürgün edildiler. Bu insanlık suçu, sadece ve sadece stratejik hesaplarla Türkiye sınırlarındaki Ahıska Türklerine karşı da işlendi. | |  |
|
|
Hayati Bice
|
Sovyet tarihinin en acımasız lideri ve milyonlarca soydaşımızın katili Stalin'in bir emriyle 2. Dünya Savaşı'nda Kafkasya'nın müslüman halklarından Karaçay-Malkar Türkleri, geçenler, İnguşlar, Kırım Türk-Tatarları, Sovyet Almanları, Gürcistan'ın Ahıska yöresindeki Türkler ve Kalmuklar anayurtlarından Orta Asya'ya ve Kazakistan'a sürgün edildi ve sürgün yerlerinde acı muamelelere maruz kaldılar. Stalin'in ölümünden sonra 1957 yılından itibaren uygulanan rehabilitasyon politikasına bağlı olarak bu insanların bazıları yurtlarına geri dönebildilerse de haklarını tam olarak alamadılar. Sürgün üzerinden geçen neredeyse yarım yüzyıla rağmen halen Kırım Tatarları ve Ahıska Türkleri'nin tarihi topraklarına dönüş izni resmen verilmemiştir. Son yıllarda uygulanan "açıklık" politikasının bir yansıması olarak, Sovyet basını Stalin'in sürgün olayını tartışmaya ve komünist rejimin bu suçu üzerine yeni ışıklar tutan arşiv materyallerini yayınlamaya başladı. 2. Dünya Savaşı sırasında Stalin'in çeşitli milletleri öz vatanlarından sürgün ettiğine dair delilleri içeren Merkezi Devlet Arşivleri'ndeki İçişleri Bakanlığı koleksiyonunda yer alan belgeler Sovyet tarihinde ilk defa sürgün katliamının nasıl düzenlendiğinin bilinmeyen ayrıntılarını ortaya çıkardı. | |  |
|
|
Administrator
|
|
Son zamanlarda Çerkes siteleri “Çerkessk şehrinde Karaçay gençleri ile Çerkes-Abaza gençleri arasında büyük bir kavga-çatışma çıktı; çatışmaya yüzden fazla kişi katıldı” şeklinde birtakım yalan haberler hazırlayıp yaymaya çalışıyorlar. Çerkessk şehrinde böylesine büyük bir çatışma olduysa, bundan Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığının haberdar olmaması mümkün müdür? Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti Milli Politika Komitesi Başkanı Raşid Kantserov da milli şartlar bakımından halkların arasında bir çatışmanın olmadığını söylüyor “Kafkas Düğümü”nün raportörüne. Karaçay, Çerkes, Abaza halklarının arasında bir ayrılık yoktur. Ayrılığı çıkarmaya, ortaya nifak sokmaya çalışanlar Çerkes milliyetçileridir.
|
|
 |
|
|
|